Yapay zeka uyarısı
Bu blog yazısında bağlantı verilen mahkeme kararları gerçektir ve doğruluğu garanti edilmektedir ancak blog yazısı yapay zeka tarafından üretilmiştir ve hata içerebilir. Açıklamak gerekirse; linkle tıklanarak açılan karar dokumanlarının doğruluğu garanti edilmektedir. Ancak linkle açılmayan, doğrudan blog yazısında geçen her ifade; bunlara blog yazısında yer alan künye bilgileri de dahil olmak üzere yapay zeka tarafından üretilmiştir ve hata içerebilir.
- Kanun yararına bozma kararlarının hukuki niteliği,
- Kesinleşmiş karar üzerindeki etkileri,
- Yeniden yargılama yapılıp yapılamayacağı,
- İlgili içtihatlar ve Yargıtay kararları,
- Akademik görüşler ve uygulamada nasıl yorumlandığı
Kanun Yararına Bozma: Hukuki Niteliği ve Amacı
Kanun yararına bozma, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m.363’te düzenlenen bir olağanüstü kanun yoludur. Bu yol, kesinleşmiş veya kanunen kesin sayılan kararlar hakkında işletilebilir; yani normal kanun yolları tükenmiş, istinaf veya temyiz incelemesine tabi olmadan kesinleşmiş hükümlere karşı tanınmıştır (HMK Madde 363 Kanun Yararına Temyiz) (İdari Yargıda Kanun Yararına Bozma). Yalnızca Adalet Bakanlığı veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı (hukuk yargılamasında) bu yola başvurabilir (HMK Madde 363 Kanun Yararına Temyiz).
Amaç, tarafların menfaatinden ziyade hukukun doğru uygulanmasını sağlamak; hukuka aykırı kararları tespit edip, benzer hataların tekrarlanmasını önlemektir (HMK Madde 363 Kanun Yararına Temyiz) (Kanun Yararına Temyiz SSS). Kanun gerekçesinde de vurgulandığı gibi, yürürlükteki hukukun yanlış uygulanması her zaman mümkün olduğundan, kanun yararına temyiz sistemi hukuk uygulamasında birliği sağlamak ve yanlış içtihatları düzeltmek için kabul edilmiştir (HMK Madde 363 Kanun Yararına Temyiz). Bu bağlamda, HMK m.363 ve paralelindeki İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) m.51 ile Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m.309 hükümleri benzer bir formülasyonla kanun yararına bozma yolunu tanımlamaktadır.
Kanun yararına bozma yoluna başvurulabilmesi için iki temel koşul vardır: (1) Karar, istinaf veya temyiz edilemeden kesinleşmiş olmalıdır; (2) Karar, yürürlükteki hukuka aykırı bir sonuç doğurmalıdır (İdari Yargıda Kanun Yararına Bozma). Yani hükmün sonucu, maddi hukuka veya usul hukukuna açıkça aykırı olmalıdır. Sırf usule ilişkin ve sonucu etkilemeyen bir hata, kanun yararına temyiz sebebi yapılmaz (İdari Yargıda Kanun Yararına Bozma). Kanun yararına bozma için kanunda herhangi bir süre de öngörülmemiştir; zira amaç, zaman aşımından bağımsız olarak hukuka aykırılıkların ortaya çıkarılmasıdır (İdari Yargıda Kanun Yararına Bozma). Bu yönleriyle, söz konusu kanun yolu olağanüstü nitelikte olup, doğrudan doğruya toplum ve hukuk düzeninin yararına işler.
Kanun yararına bozmanın amacı, yanlış uygulanan hukukun düzeltilmesi ve içtihat birliğinin sağlanmasıdır. Yargıtay ya da Danıştay, önüne gelen kesin hükmün hukuka aykırı olduğunu tespit ederse, kararı kanun yararına bozarak o karardaki hukukun uygulanışının yanlış olduğunu ilan eder (Kanun Yararına Temyiz SSS). Böylece benzer uyuşmazlıklarda aynı yanlışlığın tekrarı önlenir ve mahkemelere adeta bir uyarı yapılmış olur (Kanun Yararına Temyiz SSS). Nitekim kanun, bu kararların Resmî Gazete’de yayımlanmasını da öngörmüştür; böylece ülke genelinde uygulamanın yeknesaklığı amaçlanır (HMK Madde 363 Kanun Yararına Temyiz). Kanun yararına bozma kararları, her ne kadar yargı mercileri için formel anlamda bağlayıcı olmasa da, emsal niteliğinde içtihadi normlar olarak kabul edilir ve uygulamada tereddütsüz biçimde dikkate alınır.
Kesinleşmiş Karar Üzerindeki Etkileri
Kanun yararına bozma yolunun en önemli özelliği, incelemeye konu edilen kesin hükmün hukuki sonuçlarını etkilememesidir. HMK m.363/2 açık bir şekilde, Yargıtay kanun yararına temyiz talebini yerinde bulursa hükmü bozacağını, ancak bu bozmanın kararın hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmayacağını hükme bağlamıştır (HMK Madde 363 Kanun Yararına Temyiz). Bir başka ifadeyle, Yargıtay kanun yararına bozma kararı verse bile, ilk derece mahkemesinin kararı taraflar açısından aynen geçerli ve icra kabiliyetine haiz olmaya devam eder (HMK Madde 363 Kanun Yararına Temyiz). Adalet Bakanlığı’nın konuyla ilgili Sıkça Sorulan Sorular açıklamasında da belirtildiği üzere, kanun yararına temyiz hükmün sonucunu değiştirmemekte; taraflar lehine veya aleyhine hiçbir yeni hukuki durum yaratmamaktadır (Kanun Yararına Temyiz SSS). Bu nedenle, örneğin kanun yararına bozma kararı verilen bir para alacağı davasında, borçlu yine de mahkemenin hükmettiği bedeli ödemek zorundadır; bozma kararı bu sonucu ortadan kaldırmaz.
Yargıtay kararlarında bu ilke, “sonuca etkili olmamak üzere bozma” ibaresiyle vurgulanır. Nitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin emsal bir kararında, hükmün kanuna aykırı bulunması nedeniyle 6100 sayılı HMK 363. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına karar verilmiştir (HMK Madde 363 Kanun Yararına Temyiz). Burada “sonuca etkili olmamak üzere” ifadesi, bozma kararının sadece hukuki bir tespit mahiyetinde olduğunu, hükmün sonuç kısmını ortadan kaldırmadığını göstermektedir. Danıştay kararlarında da benzer şekilde, bozma kararının kesin hükmün hukukî neticelerini değiştirmeyeceği belirtilir. Örneğin Danıştay 15. Dairesi, bir idare mahkemesi kararını kanun yararına bozerken, “hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına” şeklinde hüküm kurmuştur (Danıştay Kararı 15. Daire 2011/11279 E. 2011/5725 K. 19.12.2011 T. - Karar Arama Sitesi). Bu ibare, Danıştay’ın da bozma kararının sadece prensipte hukuka aykırılığı ortaya koyduğunu, fakat kesinleşmiş kararın taraflar üzerindeki etkisini kaldırmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, kanun yararına bozma kararları, ilgili kesin hükmü ne ortadan kaldırır ne de değiştirir. Bozma kararı bir anlamda teorik bir düzeltme olup, somut davanın sonucunu etkilemeden, hukuka aykırılığın tespit edilmesiyle sınırlıdır (Kanun Yararına Temyiz SSS). Bu nedenle, kanun yararına bozma kararına konu olan dosya, kararı veren mahkemeye geri gönderilse bile, mahkeme hükmü yeniden ele alıp değiştiremez. Nitekim Danıştay da, kanun yararına bozma halinde esas hükmü veren mahkemenin yargılamayı tekrar görmesinin mümkün olmadığını çeşitli kararlarında ifade etmiştir (İdari Yargıda Kanun Yararına Bozma). İlgili mahkeme, kesin hükmü değiştirmeye yönelik herhangi bir işlem yapamaz; zira ortada hukuken geçerli ve kesinleşmiş bir karar bulunmaktadır. Bozma kararı, Resmî Gazete’de yayımlanmak ve yargı mercilerinin dikkatine sunulmakla kalır; ancak bozulan karar, taraflar bakımından aynen geçerliliğini sürdürür (İdari Yargıda Kanun Yararına Bozma) (İdari Yargıda Kanun Yararına Bozma).
Belirtmek gerekir ki, kanun yararına bozma kararları yalnızca hukuki alanda genel etki doğurur, spesifik davanın taraflarına yönelik bir sonuç doğurmaz. Bu nedenle, kanun yararına bozma kararları için taraflar lehine bir kazanım veya aleyhe bir kayıp söz konusu değildir. Örneğin Yargıtay’ın kanun yararına bozduğu bir karar gereğince hükmedilen tazminat tutarı, bozma kararına rağmen ödenmek zorundadır; yahut bozulan karar bir hakkın tanınmasını içeriyorsa, ilgili hak yine de icra edilecektir. Kanun yararına bozma kararının tek somut etkisi, benzeri uyuşmazlıklarda mahkemelerin artık bu yanlış içtihadı tekrar etmeyecek olmasıdır. Bu bağlamda, Yargıtay ve Danıştay’ın verdiği kanun yararına bozma kararları, alt derece mahkemeleri için adeta bir yol gösterici niteliğindedir: Mahkemelerin, açıkça hukuka aykırı olduğu üst yargı tarafından ilan edilmiş bir uygulamada ısrar etmeyeceği kabul edilir.
Kanun Yararına Bozma Sonucunda Yeniden Yargılama Yapılabilir mi?
Kanun yararına bozma, kesin hükmü ortadan kaldırmadığı için yeniden yargılama yapılmasına imkân tanımaz. Bir başka deyişle, bu yol sonucunda davada yeniden bir duruşma açılması, delillerin tekrar değerlendirilmesi veya yeni bir hüküm kurulması söz konusu değildir. HMK m.363, bozma kararının hukuki sonuçları etkilemeyeceğini belirttiğinden, ilk derece mahkemesinin dosyayı tekrar ele alıp yeni bir karar verme yetkisi bulunmamaktadır (HMK Madde 363 Kanun Yararına Temyiz). Bu durum, kanun yararına bozma yolunu olağan temyizden ayıran en önemli farktır: Normal temyizde Yargıtay bozma kararı verirse dosya yeniden yargılama için yerel mahkemeye giderken, kanun yararına bozmada dosya sadece bilgi amaçlı gönderilir ve hüküm üzerinde değişiklik yapılamaz. Danıştay da, kanun yararına bozma hallerinde “esas kararı vermiş mahkemenin kanun yararına bozma kararına karşı gidebileceği herhangi bir yol yoktur” diyerek, yeniden yargılama yapılmayacağını vurgulamıştır (İdari Yargıda Kanun Yararına Bozma). Yani ne kararın verildiği mahkeme ne de başka bir merci, bozma kararı sonrası dosya hakkında yeni bir hüküm tesis edemez.
Bu kural, uygulamada bazı özel durumlar haricinde mutlak şekilde geçerlidir. Hukuk yargılamasında yeniden yargılama (yargılamanın iadesi) sebepleri HMK’da tahdidi olarak sayılmış olup, Yargıtay’ın kanun yararına bozma kararı bunlar arasında değildir. Zira yargılamanın iadesi için genellikle yeni ortaya çıkan delil, yolsuzluk, sahtelik, AİHM kararı gibi nedenler aranmaktadır. Kanun yararına bozma ise, mevcut hükmün hukuka aykırılığını tespit eden bir denetim yolu olarak ayrı bir müessesedir ve iade-i muhakeme sonucunu doğurmaz. İdari yargıda da durum benzerdir: İYUK m.51’e göre verilen kanun yararına bozma kararları, ilgili idare veya vergi mahkemesi kararını ortadan kaldırmaz. Danıştay’ın bu yoldaki bozma kararları sonrasında idare mahkemesinde dosya yeniden görülmez; karar kesin kaldığı yerden hüküm ve sonuç doğurmaya devam eder (İdari Yargıda Kanun Yararına Bozma) (İdari Yargıda Kanun Yararına Bozma).
Ancak idari yargıda, kanun yararına bozma kararlarının dolaylı bir etkisine işaret eden uygulamalar olabilmektedir. Özellikle iptal davalarında mahkeme talebi reddetmiş ve bu karar kanun yararına bozulmuşsa, ortada hukuka aykırı bir idari işlem olduğuna dair yüksek yargı kararı bulunmaktadır. Bu durumda, hukuka bağlı idare ilkesi gereği, ilgili idarenin söz konusu işlemi gönüllü olarak geri alması beklenir (İdari Yargıda Kanun Yararına Temyiz) (İdari Yargıda Kanun Yararına Temyiz). Nitekim Danıştay’ın kanun yararına bozma kararının, uyuşmazlığın esasına dair bir hukuka aykırılık saptadığı hallerde “idarenin uymakla yükümlü olduğu bir yargı kararı” ortaya çıkmış olur (İdari Yargıda Kanun Yararına Temyiz) (İdari Yargıda Kanun Yararına Temyiz). İdare, her ne kadar hukukî zorunluluk olmasa da, bu karara istinaden işlemini geri alabilir veya düzeltebilir; vatandaş da yeniden başvuru yaparak idarenin bu kararı yerine getirmesini talep edebilir (İdari Yargıda Kanun Yararına Temyiz). Bu gibi durumlar, kanun yararına bozmanın pratikte fiilî bir etki doğurmasına örnek teşkil eder. Yine de altı çizilmeli ki, bu etkiler formal bir “yeniden yargılama” değil, idarenin kendi işlemine ilişkin tasarrufuyla ilgilidir.
Özetle, kanun yararına bozma sonucunda hukuki süreç başa dönmez. Taraflar bakımından dava bitmiştir ve kesin hüküm kurucu etkiye sahiptir. Bozma kararı, yalnızca geleceğe yönelik bir içtihat fonksiyonu görür; somut uyuşmazlık açısından dosya kapanmıştır. Bu nedenle, kanun yararına bozma başvurusu yapan taraf (genellikle hukuka aykırılıktan zarar gördüğünü düşünen taraf), bozma kararı elde etse bile davasını yeniden görütemeyeceğinin bilincinde olmalıdır. Kanun yolu, bir anlamda “hukuki tatmin” sağlamakta, haklılığın tescili amacına hizmet etmektedir; fakat maddi sonuçları değiştirmemektedir (Kanun Yararına Temyiz SSS).
Yargıtay ve Danıştay Kararlarında Kanun Yararına Bozma Uygulamaları
Yargıtay ve Danıştay’ın içtihatları, kanun yararına bozma kurumunun nasıl işletildiğini somut örneklerle ortaya koymaktadır. Yargıtay uygulamasında, bu yola genellikle Adalet Bakanlığı veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı müracaat eder. Örneğin Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2018 tarihli bir kararında, ilk derece mahkemesinin kesin olarak (istinafa tabi olmaksızın) verdiği bir karar, vekalet ücretinin hatalı hesaplanması nedeniyle Adalet Bakanlığı’nın talebi üzerine incelenmiştir (HMK Madde 363 Kanun Yararına Temyiz) (HMK Madde 363 Kanun Yararına Temyiz). Yargıtay, ilgili mahkemenin kanunu yanlış uyguladığını tespit ederek “sonuca etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına” hükmetmiştir (HMK Madde 363 Kanun Yararına Temyiz). Bu karar, maddi anlamda davanın sonucunu değiştirmese de, mahkemelere vekalet ücretinin doğru hesaplanması hususunda yol gösterici olmuştur. Benzer şekilde, Yargıtay birçok kararında HMK 363’e atıfla, kesinleşmiş hükümleri kanuna aykırılık gördüğünde kanun yararına bozmakta ve bu bozma kararlarını Resmî Gazete’de yayımlatarak tüm yargı camiasının bilgisine sunmaktadır (HMK Madde 363 Kanun Yararına Temyiz). Yargıtay’ın karar metinlerinde, kanun yararına bozma isteminin kabulü halinde dosyanın gereği yapılmak üzere Başsavcılığa gönderildiği ve karar örneğinin Resmî Gazete’de ilan edildiği belirtilir (HMK Madde 363 Kanun Yararına Temyiz). Bu, bozma kararlarının tavsiye niteliğinde ülke genelinde duyurulması anlamına gelir.
Danıştay kararlarında da kanun yararına bozma kurumu sıkça kullanılmaktadır. İdari yargıda bu yolu işletme yetkisi Danıştay Başsavcısı’na aittir; ilgili bakanlıkların başvurusu üzerine veya resen kanun yararına temyiz yoluna gidebilir (İdari Yargıda Kanun Yararına Bozma). Danıştay’ın kanun yararına bozma kararları da tıpkı Yargıtay gibi, “hukuki sonuçlara etkili olmamak üzere bozma” ibaresini içerir ve Resmî Gazete’de yayımlanır. Örneğin Danıştay 15. Dairesi’nin 19.12.2011 tarihli kararında, tüketici hukuku kapsamında verilen bir idare mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğu tespit edilmiş; kararın idarî para cezasına ilişkin kısmı “2577 sayılı Kanun’un 51. maddesi uyarınca hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına” karar verilmiştir (Danıştay Kararı 15. Daire 2011/11279 E. 2011/5725 K. 19.12.2011 T. - Karar Arama Sitesi). Bu kararda Danıştay, aynı zamanda dava konusu işlemin diğer kısmının henüz kesinleşmediği için kanun yararına temyiz incelemesine konu olamayacağını belirtip o kısım hakkında talebi reddetmiştir (Danıştay Kararı 15. Daire 2011/11279 E. 2011/5725 K. 19.12.2011 T. - Karar Arama Sitesi) (Danıştay Kararı 15. Daire 2011/11279 E. 2011/5725 K. 19.12.2011 T. - Karar Arama Sitesi). Böylece Danıştay, kesin hüküm niteliğinde olmayan kısımlar için bu yolun kullanılamayacağını da uygulamada ortaya koymuştur (nitekim HMK 363 ve İYUK 51, sadece kesinleşmiş hükümler için geçerlidir). Danıştay’ın bir diğer kararında ise (Danıştay 2. Daire, E.2007/2327, K.2007/3967), kanun yararına bozma talebi kabul edildiğinde bozma kararının daha önce kesinleşen kararın hukuki sonuçlarını etkilemeyeceği vurgulanmıştır (İdari Yargıda Kanun Yararına Bozma). Bu yaklaşım, Danıştay içtihadında istikrarlı bir biçimde yerleşmiştir.
Yargıtay ve Danıştay, kanun yararına bozma kararlarına karşı herhangi bir direnme (karara direnme) mekanizmasının bulunmadığını da kabul etmektedirler. Özellikle ceza yargısında, kanun yararına bozma kararlarına uyulmaması gibi bir durum ilk derece için söz konusu değilken, hukuk yargısında da direnme kararı olgusu bu bağlamda anlam taşımaz – zira ilk derece mahkemesi önüne gelen bir dosya yoktur. Dolayısıyla, bir kez kanun yararına bozma kararı verildiğinde, alt mahkeme ne yaparsa yapsın kesin hüküm değişmeyeceğinden, direnme veya yeniden karar verme opsiyonu yoktur (İdari Yargıda Kanun Yararına Bozma). Bu, uygulamada kanun yararına bozmanın tek taraflı bir yüksek yargı denetimi olduğunu gösterir.
Uygulamada, kanun yararına bozma talepleri genellikle hukuki yararı olan taraflarca tetiklenmektedir. Taraflar doğrudan bu yol için başvuru yapamasalar da (çünkü yetki Bakanlık/Başsavcılıktadır), uygulamada sıklıkla haksızlığa uğradığını düşünen taraf ilgili makamlara müracaat ederek dosyasının kanun yararına temyiz edilmesi talebinde bulunur. Bakanlık veya Yargıtay/Danıştay Başsavcılıkları bu talepleri değerlendirir ve uygun görürse kanun yararına temyiz yoluna başvurur. Burada, yetkili makamın takdir yetkisi önemlidir: Her hukuka aykırılık iddiası kanun yararına temyize konu edilmez. Adalet Bakanlığı’nın prensipleri gereği, daha önce aynı konuda kanun yararına bozma kararı alınmışsa yeniden aynı mahiyetteki kararlar için bu yola başvurulmamaktadır (Kanun Yararına Temyiz SSS). Zira amaç, mükerrer kararlar çıkarmak değil, gerekli durumlarda hukuka aykırılığı bir kez tespit edip genelgeçer bir içtihat oluşturmaktır. Keza, önemsiz usuli eksiklikler, hakim takdirine giren konular veya kesinleşmemiş kararlar hakkında kanun yararına temyiz yoluna gidilmediği yine uygulamada belirtilmiştir (Kanun Yararına Temyiz SSS) (Kanun Yararına Temyiz SSS). Bu filtreleme, yüksek yargının gereksiz yere meşgul edilmesini önleyip, gerçekten hukukun yanlış uygulandığı ve içtihat birliğinin bozulduğu durumlara odaklanılmasını sağlamaktadır.
Doktrindeki Görüşler ve Değerlendirmeler
Hukuk doktrini, kanun yararına bozma kurumunu genel olarak hukuk devleti ilkesinin ve yargı içtihat birliğinin sağlanmasının bir aracı olarak olumlu karşılamakla birlikte, bazı yönlerine eleştirel yaklaşmaktadır. Öğretide yaygın görüş, bu yolun taraflar bakımından sonuç doğurmayan, objektif nitelikli bir denetim yolu olduğu yönündedir (Kanun Yararına Temyiz SSS). Pek çok yazar, kanun yararına bozmanın olağanüstü bir kanun yolu olduğunu, zira kesin hükmün otoritesiyle yarıştığını vurgular (İdari Yargıda Kanun Yararına Bozma). Bu niteliğiyle, maddi anlamda davayı çözen değil, hukuk düzenini koruyan bir mekanizma olarak görülür. Ayrıca, kanun yararına temyizin kamu düzenine ilişkin bir denetim olduğu, zira hukukun ülke çapında eşit ve doğru uygulanmasının kamu yararıyla ilişkili bulunduğu ifade edilir. Gerek TBMM’deki kanun gerekçelerinde gerek akademik yazılarda, “yanlışlığı tespit edilip benzer işlemlerden kaçınmak” ibaresiyle özetlenen amacı doğrultusunda, bu kurumun genel önleyici etkisine dikkat çekilir.
Diğer yandan, doktrinde kanun yararına bozma kararlarının bağlayıcılık düzeyi tartışılmıştır. Kimi yazarlar, bu kararların Resmî Gazete’de yayımlanıyor olmasının onlara fiilî bir bağlayıcılık kazandırdığını, adeta “yazılı olmayan emredici içtihat” haline geldiğini belirtmiştir. Buna göre, açık bir Yargıtay/Danıştay bozma kararı varken alt mahkemelerin aksi yönde karar vermeleri beklenmez; verse bile, artık o karar normal temyiz yoluyla bozulacaktır. Bazı yazarlar ise, kanun yararına bozma kararlarının içtihat birleştirme kararı niteliğinde olmadığını, bu nedenle formel anlamda bağlayıcı olmayıp benzer olaylarda yol gösterici (ikna edici) etkisi olduğunu söyler (İdari Yargıda Kanun Yararına Temyiz). Uygulamada fiilen bu kararların dikkate alındığı ve tekrarına pek rastlanmadığı görülmektedir.
Doktrinde en çok tartışılan hususlardan biri de, kanun yararına bozmanın taraflar açısından sonuç doğurmamasının adalet duygusu ile ilişkisidir. Bir kısım yazar, bu durumun somut olay adaleti bakımından sıkıntı yarattığını belirtir. Özellikle kısa süre önce kesinleşmiş bir hüküm, bariz bir hukuka aykırılık içerdiği için kanun yararına bozulduğunda, fakat bozma kararı taraflara hiçbir fayda sağlamadığında, hukuk güvenliği ile hakkaniyet duygusu arasında bir çelişki ortaya çıkabilir (İdari Yargıda Kanun Yararına Bozma). Bu bağlamda, örneğin temyiz edilemeyen miktar itibariyle kesin bir kararda ciddi bir hukuki hata yapılmışsa, mağdur taraf kanun yararına bozma ile haklılığını tescil ettirse bile kaybettiği hakkını geri alamamaktadır. Öğretide bazı görüşler, bu soruna çözüm için sınırlı bir yeniden yargılama imkanı veya tazminat mekanizması öngörülmesi gerektiğini dile getirmiştir. Örneğin, kararın kesinleşmesinden hemen sonra alınan bir kanun yararına bozma kararının, eğer taraf lehine ise, olağanüstü bir yol ile hükmün düzeltilmesine olanak tanınması önerileri tartışılmıştır. Ancak mevcut mevzuatta bu yönde bir düzenleme yoktur ve genel kabul, kesin hükmün otoritesinin korunması gerektiği, kanun yararına bozmanın ancak geleceğe yönelik etkilerle sınırlı kalmasının doğru olduğudur (İdari Yargıda Kanun Yararına Bozma). Adalet duygusu ile hukuk güvenliği arasındaki denge, kanun koyucu tarafından kesin hüküm lehine çözülmüş görünmektedir; zira aksi halde kesin hükmün anlamı kalmayacak, her kesinleşmiş yanlış karar için davanın ucu tekrar açılabilecektir.
Bununla birlikte, kanun yararına bozma kurumu dolaylı yollardan adalete hizmet etmektedir. Zira bu yolla verilen kararlar, ileride benzer bir hatadan doğacak muhtemel haksızlıkların önüne geçer. Ayrıca, hatalı kararı veren hakimler ve mahkemeler için de bir iç denetim ve uyarı mekanizması işlemiş olur. Doktrinde, hukuk devleti ve hukuki eşitlik ilkelerinin gerçekleştirilmesi bakımından kanun yararına bozmanın önemli bir güvence olduğu sıkça vurgulanır . Yine de, bazı yazarlar bu kurumun aksayan yönleri olduğunu ve geliştirilmesi gerektiğini belirtmiştir (İdari Yargıda Kanun Yararına Bozma). Örneğin, idari yargıda kanun yararına bozma kararlarına idarenin uymasını zorunlu kılacak düzenlemeler veya hukuka aykırı karar nedeniyle zarara uğrayan tarafların tazminine ilişkin mekanizmalar tartışılmıştır (İdari Yargıda Kanun Yararına Bozma). Henüz bu konularda yasal bir değişiklik olmamakla beraber, doktriner tartışmalar, kanun yararına bozmanın hem hukuka uygunluk denetimi hem de adalet boyutuyla ele alınmaya devam ettiğini göstermektedir.
Sonuç
HMK m.363 çerçevesinde kanun yararına bozma, hukukumuzda kesinleşmiş kararların sadece hukuka uygunluk denetimine tabi tutulduğu, ancak sonuçlarının değişmediği istisnai bir kanun yoludur. Hukuki niteliği itibarıyla, taraflardan ziyade kamu yararını ve hukuk düzenini ilgilendiren objektif bir denetim mekanizmasıdır. Amacı, yanlış içtihatları düzeltmek, uygulamada birliği sağlamak ve hukuk kurallarının eşit şekilde uygulanmasını güvence altına almaktır. Kanun yararına bozma kararı verildiğinde, kesin hükmün hukuki sonuçları aynen devam eder; bu nedenle taraflar açısından yeni bir hak veya yükümlülük doğmaz ve yeniden yargılama yapılmaz. Yüksek mahkemelerin içtihatları da bu doğrultuda, bozma kararlarının “sonuca etkili olmaksızın” verildiğini açıkça ifade etmektedir (HMK Madde 363 Kanun Yararına Temyiz) (Danıştay Kararı 15. Daire 2011/11279 E. 2011/5725 K. 19.12.2011 T. - Karar Arama Sitesi).
Bu kanun yolu, hukuk devleti ilkesinin işlerlik kazanmasına katkı sunarken, bireysel uyuşmazlık bakımından sadece manevi tatmin sağlayabilir. Doktrindeki eleştiriler, somut olaydaki adaletsizliğin giderilememesine yönelse de, mevcut sistemde kesin hükmün korunması öncelenmiştir. Neticede, kanun yararına bozma kurumu bir davanın sonucunu değiştirmekten ziyade, “doğru hukuk için” yol gösteren bir içtihat düzeltme mekanizması olarak işlev görmektedir. Bu mekanizma sayesinde, hatalı bir karar sonraki benzer davalara sirayet etmeden düzeltilmiş ve hukuk düzeni kendi içinde tutarlılığa kavuşturulmuş olur. Yargıtay ve Danıştay’ın kanun yararına bozma kararları Resmî Gazete’de yayınlanarak ülke çapında duyurulmakta, böylece hem mahkemeler uyarılmakta hem de vatandaşlar verilen kararın hukuka aykırı olduğu konusunda bilgilendirilmektedir (Kanun Yararına Temyiz SSS) (Kanun Yararına Temyiz SSS).
Son tahlilde, kanun yararına bozma kararlarının kesin hüküm üzerindeki etkisi, hukuki sonuçları değiştirmemesidir. Bu yönüyle, kesin hükmün otoritesini sarsmadan hukuka aykırılıkların tespiti mümkün kılınmış; adalet terazisinin kefesinde hukuk güvenliği ağır basmıştır. Uygulamada ve akademide devam eden tartışmalar, bu kurumu daha hakkaniyete uygun hale getirmenin yollarını aramaktadır. Ancak halihazırda HMK m.363 ve paralel mevzuat hükümleri, kanun yararına bozmanın sınırlarını net bir şekilde çizmiştir: Yanlış karar düzeltilir, fakat karar yerinde kalır. Bu denge, hukuk sistemimizin hem değişmezlik ilkesine hem de doğruluk arayışına aynı anda hizmet eden hassas bir denge noktasıdır.
Kaynaklar: Kanun metni ve gerekçesi (HMK Madde 363 Kanun Yararına Temyiz) (HMK Madde 363 Kanun Yararına Temyiz) (HMK Madde 363 Kanun Yararına Temyiz); Yargıtay ve Danıştay karar örnekleri (HMK Madde 363 Kanun Yararına Temyiz) (Danıştay Kararı 15. Daire 2011/11279 E. 2011/5725 K. 19.12.2011 T. - Karar Arama Sitesi); Adalet Bakanlığı açıklamaları (Kanun Yararına Temyiz SSS) (Kanun Yararına Temyiz SSS); doktrinel görüşler (İdari Yargıda Kanun Yararına Bozma) (İdari Yargıda Kanun Yararına Bozma) (İdari Yargıda Kanun Yararına Temyiz) ve ilgili incelemeler.