Blog

Maden Faaliyetlerinde Ruhsat Yerine İzin, Düşük Çevre Uyum Bedeli ve Daimi Nezaretçi Konusuna İlişkin Emsal Karar İncelemesi

Maden faaliyetlerine ilişkin bazı güncel tartışmalar ve mahkeme kararları ele alınacaktır. Özellikle “ruhsat yerine izin uygulaması” ve “düşük çevre uyum bedeli”nin hukuka aykırılığı, altı aydan kısa süreli madencilik faaliyetlerinde daimi nezaretçi zorunluluğunun kaldırılmasının çevresel etkileri ile bu konuların kamu kurumları ve sektör açısından doğurabileceği sonuçlar, ilgili mahkeme kararlarına atıf yapılarak değerlendirilecektir.

De Jure Hukuk EkibiOkuma süresi: ~4 dakika
maden faaliyetleri
ruhsat
izin
çevre uyum bedeli
daimi nezaretci

Yapay zeka uyarısı

Bu blog yazısında bağlantı verilen mahkeme kararları gerçektir ve doğruluğu garanti edilmektedir ancak blog yazısı yapay zeka tarafından üretilmiştir ve hata içerebilir. Açıklamak gerekirse; linkle tıklanarak açılan karar dokumanlarının doğruluğu garanti edilmektedir. Ancak linkle açılmayan, doğrudan blog yazısında geçen her ifade; bunlara blog yazısında yer alan künye bilgileri de dahil olmak üzere yapay zeka tarafından üretilmiştir ve hata içerebilir.

Maden Faaliyetlerinde Ruhsat Yerine İzin, Düşük Çevre Uyum Bedeli ve Daimi Nezaretçi Konusuna İlişkin Emsal Karar İncelemesi

Bu makalede, maden faaliyetlerine ilişkin bazı güncel tartışmalar ve mahkeme kararları ele alınacaktır. Özellikle “ruhsat yerine izin uygulaması” ve “düşük çevre uyum bedeli”nin hukuka aykırılığı, altı aydan kısa süreli madencilik faaliyetlerinde daimi nezaretçi zorunluluğunun kaldırılmasının çevresel etkileri ile bu konuların kamu kurumları ve sektör açısından doğurabileceği sonuçlar, ilgili mahkeme kararlarına atıf yapılarak değerlendirilecektir.


1) Mahkeme, maden faaliyetlerinde ruhsat yerine izin uygulamasının ve düşük çevre uyum bedelinin neden hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir?

Maden Kanunu çerçevesinde, madencilik faaliyeti yürütebilmek için şirketlerin öncelikle ruhsat almaları ve ilgili ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) başta olmak üzere çevre mevzuatına uyumlu çalışmaları beklenir. Bazı uygulamalarda “ruhsat” yerine “izin” verilmesinin madencilik faaliyetlerine ilişkin denetim ve yükümlülükleri zayıflattığı, ayrıca çevre uyum bedelinin düşük tutulmasının da faaliyetlerden kaynaklanan çevre tahribatını önlemekte yetersiz kaldığı iddia edilmektedir.

Nitekim Danıştay 6. Dairesi, E. 2021/2109, K. 2021/7562, T. 01.06.2021 tarihli kararında (
https://app.dejure.ai/dokuman/fd6bfd57-720a-4e91-81cd-ccf29b9b9267
), madencilik faaliyetlerinin salt bir “izin” prosedürüyle yürütülmesinin, çevresel etkilerin derinlemesine incelenmesini ve ruhsat sahibinin sorumluluğunu yeterince güvence altına almadığına dikkat çekmiştir. Mahkeme, mevzuatta öngörülen “ruhsat” usulünün; şirketin ekonomik faaliyet yürütürken çevre, insan sağlığı ve toplum yararı bakımından belirli ölçütlere bağlanmasını, gerekli denetimlerin daha sıkı yürütülebilmesini ve çeşitli mali/teknik sorumlulukların yerine getirilmesini sağladığını belirtmiştir.

Aynı şekilde “çevre uyum bedeli”nin çok düşük tutulması hâlinde, maden faaliyetlerinden doğan toprak, su ve hava kirliliğinin önlenmesi veya giderilmesi için ihtiyaç duyulan ıslah ve rehabilitasyon çalışmalarının finanse edilemeyeceğine, dolayısıyla bu düzenlemenin “çevre kanunları ve kamu yararı ilkesiyle” bağdaşmadığına vurgu yapılmıştır.


2) Altı aydan kısa süreli madencilik faaliyetlerinde daimi nezaretçi zorunluluğunun kaldırılmasının çevresel etkileri mahkeme tarafından nasıl değerlendirilmiştir?

Madencilik sektöründe daimi nezaretçi (daimi teknik nezaretçi) zorunluluğu, sahadaki faaliyetlerin sürekli gözetim altında tutulmasını ve özellikle çevre ile ilgili risklerin ivedi şekilde kontrol edilmesini amaçlar. Ancak altı aydan kısa süren “geçici” projelerde bu zorunluluğun kaldırılması, faaliyet alanında denetimin zayıflamasına ve çevre mevzuatına uyum noktasında eksikliklere neden olabilmektedir.

Örneğin Anayasa Mahkemesi, E. 2023/68, K. 2024/190, T. 05.11.2024 tarihli kararında (
https://app.dejure.ai/dokuman/2847d3a4-56f0-49b3-8f2a-65157e311a2e
) kısa süreli arama veya işletme faaliyetlerinde, projenin sınırlı sürede tamamlanacağı gerekçesiyle nezaretçi bulundurma yükümlülüğünün hafifletilmesinin, “riskleri ortadan kaldırmadığını” saptamıştır. Özellikle arazi yapısı, bitki örtüsü, toz emisyonu, patlatma kaynaklı titreşim ve su kaynaklarını etkileme gibi konuların altı aylık dahi olsa ciddi çevresel etkiler doğurabileceği vurgulanmış; daimi nezaretçi bulundurulmaması hâlinde bu etkilerin yeterli düzeyde izlenemeyebileceği ifade edilmiştir.

Mahkeme, sürdürülebilir madencilik ilkesinin ancak “faaliyetin süresine bakılmaksızın” çevreye duyarlı bir izleme ve denetim mekanizmasıyla hayata geçirilebileceğini, aksi takdirde kısa süreli faaliyetlerde ekolojik tahribatların daimi ve geri dönüşsüz sonuçlar doğurabileceğini belirtmiştir.


3) Bu mahkeme kararı, madencilik sektöründe çevre mevzuatına uyum ve kamu kurumlarının rolü açısından ne gibi sonuçlar doğurabilir?

Yukarıdaki yargı kararları ışığında, maden işletmeciliğinde ruhsat yerine izin verilmesi ve düşük çevre uyum bedeli gibi uygulamalara dayanan yönetmelik veya idari düzenlemeler, çevre kanunları bakımından sakınca doğurabilir ve yargı organlarınca iptale konu olabilir. Özellikle aşağıdaki sonuçlar öne çıkmaktadır:

  1. İdari Denetimlerin Artması
    Ruhsat prosedürünün yerine izin uygulamasına geçmek, denetim otoritesini zayıflatabileceğinden; Mahkeme kararları, idarelerin “faaliyet süresi ve alanın boyutu ne olursa olsun” denetimi sıkı şekilde yapma yükümlülüğünü vurgulamaktadır.

  2. Çevre Rehabilitasyonunun Desteklenmesi
    Düşük tutulan çevre uyum bedellerinin, rehabilitasyon çalışmalarını sekteye uğrattığı veya finansman yetersizliği yarattığı görüldüğünde, idarelerin daha yüksek teminat veya masrafları karşılayacak tutarlar talep etmesi gündeme gelebilir.

  3. Sürdürülebilir Madencilik İlkelerine Bağlılık
    Mahkeme kararları, madencilik faaliyetlerinde “ekonomik kalkınma” ve “çevresel duyarlılık” dengesinin sağlanması, yani “sürdürülebilir kalkınma” yaklaşımının benimsenmesi gerektiğini teyit etmektedir. Kamu kurumları, ÇED raporlarını gerek alanın bütüncül değerlendirilmesi gerekse kümülatif etkilerin analizinde titizlikle incelemekle yükümlüdür.

  4. Daimi Nezaretçi Yükümlülüğünün Korunması
    Altı aydan kısa faaliyetlerde dahi daimi nezaretçi sistemini kaldırmanın yol açacağı riskler, yargı kararlarınca büyük ölçüde kabul edilmektedir. Bu da ilgili kamu idarelerinin mevzuatı yeniden düzenlemesini, kısa vadeli projelerde dahi çevre ve insan sağlığı gözetimini aksatmamasını gerektirir.

Sonuç olarak, anılan mahkeme kararları göstermektedir ki maden işletmelerine ilişkin ruhsat/izin rejiminin yumuşatılması veya çevre yükümlülüklerinin hafifletilmesi yönündeki düzenlemeler, çevre mevzuatı ve yargı içtihadı tarafından çoğu kez kamu yararına aykırı bulunmakta ve iptal edilebilmektedir. Kamu kurumlarının, çevresel değerleri korurken aynı zamanda madencilik sektörüne öngörülebilir bir zemin sağlaması önemlidir. Bu denge, sürdürülebilir kalkınma ve çevre koruma ilkelerinin birlikte yürütülmesiyle mümkündür.


Atıf Yapılan Kararlar ve Linkler

  1. Danıştay 6. Dairesi, E. 2021/2109, K. 2021/7562, T. 01.06.2021
    https://app.dejure.ai/dokuman/fd6bfd57-720a-4e91-81cd-ccf29b9b9267

  2. Anayasa Mahkemesi, E. 2023/68, K. 2024/190, T. 05.11.2024
    https://app.dejure.ai/dokuman/2847d3a4-56f0-49b3-8f2a-65157e311a2e

Bu kararlar, madencilik sektöründe kamu kurumlarının rolünün daha etkin hâle gelmesi, izin ve ruhsat süreçlerinin ise çevre hukuku ve kamu yararı ilkelerine sıkı bağlılıkla yürütülmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.